Fısıltılar: “Dokunmak güzeldir!”

“Sahip olduğum her şeyi seviyorum… Gitmesini gerçekten istediğimde gidecek olan yalnızlığımı da… İnsanları kucaklamayı, bir daha hiç karşılaşmayacak olsak bile o anın tadını çıkarıp, sohbetler etmeyi, kahkahalarımı, tebessümlerimi saklamamayı da seviyorum. Güzel bir iz bırakarak var olan tüm güzelliklere, iyiliklere dahil olmayı da çok seviyorum. Son bir kaç gün bindiğim her taksiciye terapi yaparken buldum kendimi. Bindiğimde beni karşılayan mutsuz yüzler çok basit bir kaç sorum ve telkinimle mutlu suratlara dönüşüp yolculadılar beni. Eğer nefes alıyorsanız bencil olmayacaksınız. Dokunacaksınız… İnsana, hayvana, bitkiye hatta taşa, toprağa… Bu sizin mükemmel olduğunuzu göstermez çünkü mükemmel olan sizin içinde yaşadığınız dünya. İş, sizi o dünyada  mutlu edecek, hayata bağlayacak minik mucizeleri keşfetmeniz.

20’lerinde bir taksici, inanılmaz hızlı, pervasızca ve dikkatsizce kullanıyordu arabasını. İçinde taşıdığı benim canım değil de bir çuval sanki. Normalde kavga etme hakkımı kullanmam için de muhteşem bir fırsat. “En son ne zaman yarıştın” dedim. Şaşırdı… Birkaç yıl oldu. Arabam vardı. Sokak yarışlarına katılırdım dedi. Aynadaki gözleri küçük ve özlem dolu bir çocuğa dönüştü… Çok özledim abla, dedi. Orasını anladık da bu özlemin işine saygı duymamana sebep olmamalı dedim. Birden kendini toparladı, oturuşunu kibarlaştırdı. Haklısınız, dedi. Dedim ki mutluluğun tek bir yolu olduğunu kim söyledi sana. Belli ki adrenalin dolu bir hayatı seviyorsun. Hayatını riske atmadan yapabileceğin milyon şey var. Tam para, pul diyecekti ki, sustu. Hadi dedim bu gece git düşün, seni en çok ne mutlu eder ve o mutluluğa erişmek için nelerden fedakarlık etmen gerekecek! Ve unutma hayatın da hep birkaç planın olsun. 15 katlı bir binadan düşecek gibi yaşa. Yere çakılmamak için 3 farklı kata düşüşünü yavaşlatacak amaçlar koy. Çünkü düşmeden kalkmak nedir bilemezsin.

Aynı akşam, iki organizasyonun yorgunluğu üzerimde kendimi attığım taksideki arkadaş da sabahkinden farklı değildi. Birkaç yaş daha büyük ve daha mutsuz. Tutamadım kendi mi. Meğer o da çok mutsuzmuş! Babası ölmüş birkaç yıldır evin babası oymuş. Herkesi dinlemekten, anlamaya çalışmaktan, yetişmek için çırpınmaktan yorulmuş. Beni dinleyecek hiç kimse yok abla, dedi. Ben dinlerim, yolumuz uzun dedim. Şaşırdı. Gerçekten mi? dedi. Gülümsemem sonlanmadan başladı anlatmaya… Araya girdim. Kendini en son ne zaman mutlu ettin dedim. Durdu, cevaplayamadı. Unutma başkalarını değil, kendini dedim. Hatırlamıyorum derken ki yüzü paramparçaydı. O zaman bugünden itibaren mutluluk senin için ne? Onu sorgula. Her şey para bahanesinin ardına sığınma. Milyon dolarları olan ve sadece ayağını uzatıp bir kitap okuma mutluluğunu yaşayamayan insanlar da var bu dünyada, dedim. Sanki sihirli bir değnek değmişçesine yüzü aydınlandı. Abla sen yazıyor musun? dedi.  Ne yazıyorsan, çiziyorsan hepsini okumak istiyorum ben, dedi. Eee o zaman yeni fısıltımı sizler için yazayım dedim. ”

Vesile olmuşken son noktayı koyayım. Size bahşedilen yaşam sevinci aslında bir tohum. Dokunduğunuz insanda çiçek açtırma gücünüzü asla küçümsemeyin. Bir candan merhabanızla nasıl bir fark yaratabileceğinizi yaşamadan gitmeyin bu dünyadan… Sevgiyle kalın.

www.sebahatbagbars.com

Gazeteci, PR Marka Danışmanı... Fotoğraf Çekmeyi Sever, Keyfinin Kahyası İçin Çizer... Çocuklara Hobilerini Sevdirme Odaklı Resim Atölyeleri düzenler. Joimove ve Masallarla Dans Eğitmeni... Masal Anlatıcısı... Hayatı, insanları seven işte Ben:)