Yüreğin şimdi ak mıdır, kara mı?

İnsanın kendi yaşamadığını anlatması, yaşadığını anlatmasından daha kolaydır… Karışık olan bir şey yok aslında… Öyle değil midir? Daha kolay değil midir başkalarının acısını, zaaflarını, yanlışlarını öyküleştirip anlatmak? Daha acımasızca değil midir başkalarının hatalarını dilden dile dolaştırıp, kişi hatasından ders almaya çalışamadan hatasında boğmak onu? Bir yerde okumuştum… Nasıl da hoşuma gitmişti… Keşke bir yerlere not etseydim de yarım yamalak aktarmasaydım size… Çok kısa bir diyalogdu… Anlayana ise bir hayat dersiydi aslında… Bir filozof,  bilge olmalı kahramanlardan biri… Ya da benim yakıştırmam sadece… Diğerine kötü adam demek ne kadar doğru olur bilemedim! Yalnızca meraklının biri belki de… Dedim ya yarım yamalak da olsa ben de bıraktığı duyguyu ana fikri öyküleştirmeye çalışacağım kendi cümlelerimle…

dedikodu1

 

 

** Adamın biri gelir bizim bilgeye…

Falancadan duyduğu bir dedikoduyu taşımaktır niyeti.

Kan ter içinde, soluk soluğa…

Huyudur adamın, bilir bilge…

Bilge bakar dedikodudan mutluluk üreten adamın gözlerine, inmeye çalışır derinlerine…

Derin bir iç çeker ve yanıtlar dedikodusunu iletmek için yanıp kavrulan adamı…

Sen yine başkasından duyduğunu aktarmak istersin bana, gördüğünü değil, der.

Adamın yüzündeki her şey yer değiştirir! Kırılma acıdır söyleyeceklerim ama vaktidir de….

Senin amacın başkasının acısından eğlence üretmek, zaman öldürmektir, diye sürdürür bilge sözünü.

Söyle bana şimdi sen! Senin anlattığın bana yol açmayacaksa, zamanımı boşa çalacaksa…

Başkasının gözyaşını yalan yanlış aktarmalarla artıracaksa… Görmediğine kendinden başkasını da inandırmaya çalışacak kadar seni hırslandıracaksa…

Anlatma!

Anlatma ki kalbin temiz kalsın…

Anlatma ki benim de kalbim temiz kalsın…

Yüzü yerde kaybolmuş adama bakarak ayağa kalkar bilge adam.

Anlattığın şeyin sana, başkalarına gerçek anlamda katkısı yoksa anlatma!

Dinlediğin şeyin yaşamında olumlu izi olmayacaksa, dinleme! İçinde onlarca başkasından yürütülmüş kelimenin ağırlığıyla doğrulmaya çalışır adam…

Sesinde utanmış olmanın izleriyle konuşur…

Doğru söylersin, bilesin ki bir savaş başlattın içimde.

Zaman alacak elbet temizlemek başkalarının acılarından, mutsuzluklarından, hatalarından aldığım yalandan mutluluk hazzını!

Bilge, hatasını anlayan adama cesaret vermek için yanaşır…

Az önce bana anlatacağın her ne idiyse bil ki dilinden döküldüğünde ne sana faydası olacaktı ne bana… Ders çıkaramayacağın kitabı okumayacaksın!

Başa çıkamayacağın sorumluluğu almayacaksın! Yaydığında bir dedikoduyu, bir cana bile mal olacağını aklından çıkarmayacaksın…

Masum yalanların, zararsız dedikoduların varlığına inanmayacaksın! Bileceksin ki ağzından çıkacak her kelimenin gittiği bir adres vardır…

İnanacaksın ki iyi niyetle kötü niyet arasında çok ince bir sınır vardır. Belki de senin için iyi olan, başkasının hayatını altüst edebilecek kadar kötü olandır!

Git!

Git yatağına koy başını!

O sana söyler zaten!

Yüreğin şimdi ak mıdır, kara mı?

Sebahat Bağbars  25 – 6 – 2011

Gazeteci, PR Marka Danışmanı... Fotoğraf Çekmeyi Sever, Keyfinin Kahyası İçin Çizer... Çocuklara Hobilerini Sevdirme Odaklı Resim Atölyeleri düzenler. Joimove ve Masallarla Dans Eğitmeni... Masal Anlatıcısı... Hayatı, insanları seven işte Ben:)

  • Sinan AYHAN

    İnsan, kendi başına gelmesinden korktuğu şeyler başkalarının başına geldiğinde mutluğundan dolayı anlatır durur her şeyi.

    Sözlüde, tahtaya kaldırılması için yanındaki arkadaşını gösteren öğrencinin “oh be yırttık” sevinci gibidir tıpkı.

    Acılara, mutsuzluklara hedef göstermektir.

    Çocukken Söylediğimiz
    “arı bende bal yok; çiçekte bal çok” tekerlemesi gibi arıyı, acıyı ve kaderi ikna edebilme çabasıdır başkalarının acılarını bir başkasına anlatmak.

    O yüzden trafik kazalarını oturur saatlerce izler trafiği takarız. Nasıl da benim başıma gelmedi sevincidir aslında.